Zamanın akışını ne belirler? Saatlerimiz mi, yoksa nefeslerimiz mi? Çoğu zaman, bir yerden bir yere yetişmeye çalışırken, aslında kendimizden uzaklaştığımızı fark etmeyiz. Koşmak, sadece fiziksel bir eylem değil, zihinsel bir alışkanlık haline geldiğinde, ruh geride kalır.
Eskiler, "Ruhun bedene yetişmesi için bazen bir ağacın altında oturup beklemen gerekir" derlerdi. Biz ise bekleme eylemini bir "zaman kaybı" olarak kodladık. Oysa durmak, pasif bir vazgeçiş değil; aktif bir direniştir. Gürültüye, hıza ve yüzeyselliğe karşı bir direniş.
Boşlukların Gücü
Bir müzik parçasını düşünün. Onu anlamlı kılan şey, notaların kendisi kadar, notalar arasındaki sessizliklerdir. Hiç durmadan çalınan notalar sadece gürültü yaratır. Hayat da böyledir. Anlam, eylemlerimizin arasında bıraktığımız boşluklarda gizlidir.
Bu hafta kendinize şu soruyu sorun: "Bugün hiç durdum mu?" Telefonu elime almadan, bir sonraki işi planlamadan, sadece pencereden dışarı bakıp nefes aldım mı? Eğer cevabınız hayırsa, belki de ritminizi yeniden akort etme zamanı gelmiştir.
Yavaşlamak, geride kalmak değildir. Yavaşlamak, geçtiğiniz yolun manzarasını görebilmektir.